Ha 02
Baban Da Mı Kamyoncuydu Deseler Tam Bilemiyorum Derim →
Bal rengi gibi, yeşil gibi gözleri olan adam.. Dünyanın en büyük adamısın, beybimsin..
Nasıl okuyor benim zihnimi? Adam beynimi okuyor..
Gözlerimi kaçırıyorum birşey saklayacağım.. Ama O şöyle…
Ha 01
Link →
Benim şuanda tek anlamadığım nereye kadar böyle gidebileceği?
Nereye kadar bahtsız bedevi? Nereye kadar kutup ayılarıyla süren bir hayat? Nereye kadar bu kadar şanssız?
Dün Merva’ya “başına…
Mayıs 29
Kaos Versus Kozmoz
Orta yaşa yaklaşmış bir adam olmalıydım sanırım ben. Yada biraz geçmiş falan.. ‘Ne bileyim gençleşse iyi olur ama biraz daha düzgün olmak için hiç çaba göstermese de olur’ bir adam olmak istiyorum..
Bir tanesi gelmiş bana neden saçma insanlarla geçiriyorsun vakit diyor. Saçma mı? Kim diyorum, cevap yok. Kendin düşün diyor. Neyini kendim düşüneyim hiç yorulamam.. Sabahtan beri bizim bordo çekyattan kıçımı dahi kaldırmamış bişey bile yememiş sadece sigarayla midemi bastırırken hayatımı mı sorgulayacağım yani? Hayır ya..
Teslim de geçti.. Ben daha şimdi teslim kafasına geldim. Benim hayatımda başka kişiler olsaymış ben daha farklı olurmuşum.. Ne büyük tespit..
Geçen gün yalnız yürüyordum bunu düşünmüştüm. Kaos teorisini.. Herşey herşeyle bağlantılı zaten.. Mesela belki Yiğit daha yeni doğduğu zamanlar kucağımda uyuyamıyor olsaydı da başka biri olurdum.. Bir barda, öylesine bir yaz akşamı, çok sarhoşken küt diye yere düşmeseydim de başka biri olabilirdim.. Herhangi bir sabah büfedeki amca ‘ananız babanız şu halinizi görse valla içleri parçalanır’ demese bile farklı biri olurdum. Olurdum da değil. Olurduk.
Hepimiz, hep an’lardan oluşuyoruz.. Herşeyi sonradan öğreniyoruz. “Herşey sonradan öğrenilir”
Bu lafı hep kullanıyorum. Gerçekten öyle mi bilmiyorum. Adaletten, özgürlükten bolca bahsediyoruz.. Beyinden de.. Kavramsal olarak bunları hiç sorgulamamış insanlarla beraber bunların peşine düşüyoruz.
Kaos, kozmoz, kaos, kozmoz, kaos…….
Az önce yine biri bana farkına varılmak istediğimi söyledi. Ama öyle değil. Şu salak sosyal paylaşım sitesini bile kullanasım gelmiyor. Yalnız olmayı veya yanlarında yalnızmış gibi olabildiğim kişilerle olmayı seviyorum..
Anlatmadım öyle çok, çok anlatmayı da sevmiyorum ama ben herhangi bir adam gibi, belki bir uzun yol şoförü gibi, işte orta yaşa gelmiş bir adam gibi sıradan biri isem bundan çok memnun olurdum.
İsterdim başka bişey olmak.. O da şu; çok daha çok daha fazla sıradan olmak.. Çok çok daha basit yaşamak, ama çok daha, çok daha.. Bunu da, daha önce de söyledim..
Bu yüzden de galiba, hiç yokmuşum gibi, hiç olmamışım gibi davranmayı bazen daha çok tercih ediyorum..
Bu yüzden Yeni Hayat’a, Osman’a ve meleğe çok inanıyorum..
Mayıs 29
Akşamüstünden beri Candle Light çağırıyor sanki.. Tam da havası şimdi.. Bir yer çağırdığında gidemiyorsam bu bana çok fena koyar. Ve uyumak da istemiyorum..
Burnumda tüttü yaa..
İşte şimdi gerçekten çok sigara içerek sinir oldum..
Mayıs 26
Onikinci Teslim!
Bir sürü bir sürü bişeyler yazmıştım. Çünkü Feridun falan dinliyordum üstelik de İremco bana nostalji kafası yaptı..
Allahtan çağımızın büyük düşünürü Serdar Ortaç var.. ‘Aşk yarayı kaşımak mı?’ gibi muhteşem cümleleriyle beni kendime getirdi.. Sonra da kontrolA beksıpeys nann! Sildim gitti. Yaptım oldu!
İşte hayatta bu gibi gerçekler var ulan diyorum.. Hayatta bazı gerçekler var. Elmalı pasta yerken hayatın gerçeklerini düşündüm oo ye!
Mesela Harun’la bir daha da okula gitmem. Daha da gitmem!
Sonracığıma sokak çocukları maalesef hayatın acı gerçekleri.. Gerçi yazık ..medik yerleri kalmadı çok küfür yediler bu gece benden çok.. -ahaaa, sansür mansür, ne ayaksın reyooş, hmm açıkça yazamıyoruz, oo ye terbiyeleniyorsun afferim nan!-
Hayatın bir diğer gerçeği ise kafalar.. Mesela da bazen de boom boom pow kafa gitti..
Bir diğer gerçek, sevgilimin uyanır uyanmaz buraya bakacak olması, muah! Mutlaka biliyor yarın teslim var ya hem gece uyumadım, mutlaka bişeyler karalayacağım.
Karaladım! Akrostiş yaptım, ne şiirler uuuu ye! (swh)
Hayata anlam katan gerçek bir gerçek söleyeyim mi? Ama bu diğerleri gibi değil gerçekten çok gerçek: sevgilimi çok özlediiiiiimmmmmm!
Akşama teslim yetişecek mi bilmem.. Çok tembel davranıyorum.. Ama her türlü ortaam!
Bence benim hayatın gerçeklerini düşünmem çok saçma, bunları bir Serdar Ortaç düşünmeli bir de bu uşak..
Biz sıradan insanlar bunları düşünmemeli, bunlara kafa yormamalı ve kesinlikle bunlarla kafa bulmamalıyız!
Hayat bu kişileri neden yoruyor, hiç mana veremiyorum ‘ayol!’..
Resmen yaz geldi! Düşündüm de bugün (bugün biraz düşündüm), çok iyileştim.. Ne zaman oldu, nasıl oldu bilmiyorum.. Önceden, yaptığım şeyleri hep şöyle açıklardım ‘ilaçlarımı son bi kaç gündür içmedim..’ yada hemen Tubi suratıma bakar derdi ‘sen bugün ilacını içmedin mi? içmeyeceksen ver reyhan biz içelim böyle olmuyo!’ Valla rahat 2 aydır falan hiç içmedim ama çok iyileştim gerçekten de, gerçekten de çok iyileştim..
Resmen yaz geldi.. Bahar gelmeden yaz geldi. yuppi yuppi yup!
Akşama eğer hala bu kadar keyifli olursam yine böyle nedensiz ve salakça ama keyifli, ben istiyor izlemek Jack verejek 50 dolar daha!
Jack jack jack! Jack her zaman kazanır. Bi de her zaman Jack kazanır.
Mayıs 19
Hiçbirşey Takmak İstemiyorum
Bir sürü parça.. Birbirine oturmayan asla.. Bir ara sokak var aklımda, caddenin arkalarında..
Bir merdiven.. Yürüyemediğim için insanlar inip çıkarken, -eğlenen insanlar inip çıkarken- oturuverdiğim..
Laptop’ımın ışığına arkamı dönüp uyumadan, uyuyor gibi öylece yattığım gecelerden biri..
Çok şey düşünür gibi etrafa baktığım ama aslında hiçbir şey düşünmezken bir çok soru ürettiğim anlar..
Kadıköy’den dönerken vapurda, üç kez daha git gel mi yapsam diye düşündüğüm bir bayram günü, ama amaçsız, anlamsız bir git gel.. Ama! amaçsız! anlamsız! bir! git! gel!
Hepsi parça parça aklıma geldi.. Birbirleriyle hiç ilgileri yoktu.. Alakasız kafalar..
Hangi kafalarım oldu diyorum, martı kafası geliyor aklıma.. Bugün şemsiyeyle yürüdük yağmurda.. Ama martı kafası vardı aslında..
“Martı yağmurda, damın üstünde hiç bişey olmamış gibi duruyor. Sanki yağmur yağmıyor; her zaman ki gibi kıpırdamadan duruyor. Ya da martı büyük bir filozof, aldırmıyor, öyle duruyor. Damın üstünde yağmur yağıyor. Öyle duran martı da sanki şöyle düşünüyor ‘biliyorum, biliyorum yağıyor ama yapacak fazla bişey yok.’ ya da ‘evet yağmur yağıyor ama bunun ne önemi var?’ belki de şunun gibi bişey; ‘yağmura alıştım artık, pek fazla bişey farketmiyor.’ ”
Çok da fazla büyük konuşmamak lazımmış.. O’nun martılarla ilgili söyledikleri‘ni yazarken bunu bilemezdim.. Hiç anlamayacak kişilere hiç anlamayacak şekillerde seslenmişim.. Sorun değil.. O zaman öyle istemişim..
Sonra aklıma hıyar Osho geliyor.. Birşeyler söylüyordu. 7 sene.. Biz insanlar 7 senede bir yeni bir biz olurmuşuz.. Temel bazı değişiklikler gösterirmişiz.. Doğrudur.. Harun’un deyimiyle ‘i dont care about’ !
Yatıyordum, uyuyamadım.. Kalktım.. Yatarken mouseun kırmızı ışığı, kasanın yanyana 3 mavi ışığı gözüme çarpıp durdu.. Öyle baktım mavi ışıklara, koynumda bir nefes..
Aklıma masumiyet müzesi geldi.. Kimsenin nerede olduğumu bilmediği anlarda gittiğim masumiyet müzesi..
Kitabın en arka sayfasına bir mektup yazmıştım, alıcı kimse değil aslında sadece masumiyet müzesi.. İşçilerin arasından girip sigortanın kapağının arasına sıkıştırmıştım..
Açılacağı yok, ben yine de bir kaç kez daha gidip gözlerimle gördüm.. Çukurcumaya doğru her bu niyetle gidişimde heyecanlandım. Bir de her defasında fotoğrafını çektim, istedim ki hem değişikliklerini göreyim, hem de bundan sonra müze açıldığında (büyük ihtimalle reklamı yapılacak, sağlam da para kazanılacak oradan, bu durumda taliplisi çok olacak) herkes, hepsi, sıradan olmayı asla kabullenemeyen o bütün insanlar müzeyi sahiplendiğinde “nereden de çıktınız, bu halini bilir misiniz, ne verdiniz?” diyebileyim.. Sevdiğim, hem de çok sevdiğim tüm sıradanlığımla diyeyim bunu..
Lafı uzatıyorsun Reyhan! Neden?
Uzatıyorum çünkü söyleyemiyorum! Neden?
Söyle..
Mutsuzluğun bir hastalık olduğunu yazmıştım.. (herkes yazar oluyor arkadaş!) Ama doğru, yazmıştım bunu.. Patolojik tutku diye birşey de zırvalamıştım.. Onu bulamadım şimdi, siktiret..
Mutsuz olduğum sanılacak diye yazamıyorum bir türlü.. Değilim şuanda..
Eeee Reyhan nedir yani söyle?
Sanırım bizim genlerimize yalnızlık da kodlanıyor.. Bu yalnızlık öyle bir yalnızlık da değil.. Değil işte.. Ah canım, şunu okurken için titrer mi diye bile öyle korkuyorum ki..
Hani bahsetmiştim ya sana, sormuştun ‘bu filmi neden bu kadar seviyorsun’ diye ve ben demiştim ya sana ‘yalnızlıklarını birlikte yaşadıkları için’ diye.. Hani bu öyle birşey..
Reyhan ne kadar ıkındın bu nedir yaa??
Düşündüm de koynumda en sevdiğim nefes uyuyorken, hani o esnada yalnız olduğumu farkettim bir an.. Kötü bir yalnızlık değil, yok.. İçe açılan pencere gibi..
Öyle bir pencere boşluğundan bakıp düşünür gibi.. Yalnız kalmak da mı bir insani ihtiyaç sanki nedir? Ama temelli değil, Allah korusun!
Böyle, sevdiğim bir nefes uyurken, bu kadarcık yalnız kalmak sadece.. Bir sürü şey düşündüm, bir sürü…
Ses tonunu.. Yani bana seslenirken çıkan ses tonunu.. Herşeyin başını.. Son düşünemem ki ben..
Öyle şeyler düşündüm işte..
Şemsiyeyle yürüdük bugün mesela.. Halbuki bir martı kafam vardı benim..
Mutsuzluğa bu kadar uzakken farkettim ki aslında ben onun bir hastalık olduğunu söylemiştim.. Yoksa ben kendimle mi çelişiyorum?
Ben kendimle çelişemem ki..
Çünkü ben hiçbir şeyden emin olmam.. Emin olmasam bile mutsuzluğun patolojik olduğu konusunda haklıyım.. Öyle olmasa, bundan 1-2 saat önce bu kadar küçük şeyleri tak tak tak içime atıp üzülmez, bu sayede üzmezdim..
Bir kızılderili atasözü vardır.. 8-9 senedir hep aklıma gelir.. “Bazı insanlar kaçmaktan korktukları için cesur zannedilmişlerdir.”
Neye üzüldüğümü söyleyemedikçe aklıma bu gelip durdu.. Kaçmaktan korkmadım.. Kaçtım, o küçük şeyleri de kendime sakladım.. Biliyorum ki sabaha unuturum..
Facebook dünyanın en salak şeyi. Aklım böyle gidip geldikçe de sürekli “postmodernizm” geliyor aklıma. Postmodernizm ve postmodernist hastalıklar! Vayyyyyy anasını sayın seyirciler..
Ben hiç son düşünemem..
Mayıs 11
“Neden yazmıyorsun canım ne zamandır?”
Yazamıyorum ki.. Yaşıyorum çünkü.. ‘Iııh bana psikolojik baskı yapma’ falan diyorum ama hikaye..
Hayat topluyorum çünkü.. Yazamam.. Bu kadar ‘fazla yaşarken’ yazamam..
Yürüdüğümüz yolları yazamam.. Bir filmi sonunda izlemeyi başardığımızı yazamam.. Sana su getirdiğimde o bakışını -Allah’ım böyle birşey olamaz, yine öyle Harun Harun bakış- yazamam..
Uyumanın, uyanmanın ne kadar huzurlu birşey olduğunu, sabah kalkar kalkmaz çaldığın şarkıları, benim sen yokken onları tekrar tekrar ve tekrar dinlememi, yanımda yokken kucağımda kocaman bi kaya varmış gibi olmamı yazamam..
Yazmıştım ‘sanırım yeniden doğuyorum’ diye..
Doğdum, şimdi yaşıyorum, hem de ölümsüzmüşüm gibi yaşıyorum..
Bunu da ancak senin sol gözünün ucuyla gördüğün bir kareyle anlatabiliyorum..
Mayıs 03
Bunun Başlığı Uçmuş →
Arkadaş ben bir değişik kafadayım..
Ama nasıl bir kafa bu, ben anlayamadım.. Değişik bir kafa bu..
Vallahi billahi ben hayatımda böyle olmadım. Böyle de büyük yeminle söylüyorum.
Bazı anlar var,…
Mayıs 03
Bunun Başlığı Uçmuş
Arkadaş ben bir değişik kafadayım..
Ama nasıl bir kafa bu, ben anlayamadım.. Değişik bir kafa bu..
Vallahi billahi ben hayatımda böyle olmadım. Böyle de büyük yeminle söylüyorum.
Bazı anlar var, sanki beni almışlar, ruhumu içimden çekip bir tüpe koyup dondurmuşlar da yerine yeni bir tane üfürüvermişler gibi.. Üfürüvermişler gibi valla ama, o kadar eğreti bir de yani..
Bolca susan biri geldi, aklından geçeni çatır çatır söyleyemeyen bir ben peyda oldu.
Ve ben olsaydım eğer, bu yeni peyda olmuş bana bir dk bile sabredemezdim. ‘Bu ne lağn’ diyebilirdim.
Her türlü kadına bok at, her haltı eleştir, geç karşıma Reyhan, bir salak ol çık.. Bunu da mı görecektim nan demekten kendimi alamıyorum. Almak da istemiyorum da istesem de alamam, ayrıca da alamıyorum ‘bunu da mı görecektim nannnnnnnnn!’
Sabah proje var yine.. Bu proje yetiştirme esnasında uykumla savaşma anı kafası bende her daim olan birşey.. Amma ve lakin bu ara bambaşka bir kafam var..
Valla benden bu gidişle mutasyona uğramış bir Reyhan sonucu elde edilecek.
Ben artık uğraşmamaya karar verdim. Şöyle düşünüp kendimi rahatlatacağım şimdi başlıyorum:
Bir trafik kazası geçirebilirdim ve bir yerlerim kırılabilirdi. Bu durumda düşünülecek bir sonraki aşama bunun kalıcı bir sonuç doğurup doğurmayacağı olurdu..
Eğer doğurmayacak olsaydı bir yerlerim alçıya alındıktan sonra düşüneceğim tek şey alçıdayken çok kaşınacağım ve hareket kabiliyetimin azalacağı olurdu. Bu süreyi biraz sıkıntılı biraz öyle biraz böyle geçirdikten sonra; temiz! Sorun kalmadı..
Yok eğer kalıcı bir hasar olmuş olsaydı, önce ‘vay anam nasıl olur, dur çok üzülmüş gibi yapmıyım da herkes de kahrolmasın nan!’ gibi düşüncelerim olurdu. Belki çok üzülür çok yıkılırdım, belki hayatımın bittiğini düşünürdüm. Belki artık hiç bir işe yaramayan bir insan olduğuma kanaat getirebilirdim. İntihar etmeyi belki de düşünebilirdim (yok oğlum sanmıyorum) yada ne bileyim ben, okulu falan bırakır giderdim heralde, evde sonsuza kadar oturacağımı hesaplardım falan falan falan ve en sonunda, bu fikre s.. yok küfür etmeyeyim “her türlü” alışır sonunda artık böyle bir insan olduğumu kabullenirdim.
Şimdi işte aynı bunun gibi bir durumdayım. Ya ben sanırım, sanırım da değil çok fena, ama böyle küt diye, çat diye, böyle gökten düşer gibi ama çok ağır aşık oldum galiba sanırım ben ya.. İşte bu örneğimizin kaza kısmını oluşturuyor.
Bunun sonucu olarak ruhum alınmış ve içime bi tane emaneten üfürülüvermiş gibi davranıyorum. Burası da kaza sonrası şok anı sanırım.
Umarım umarım bu semptom geçicidir. Umarım umarım bir an önce normalleşirim. Hah! Normalleşirimden kastım aşık olma durumunun geçmesi sanıldıysa, NÖÖ NÖÖ “abi sen çok yanlış gelmişsin yae!”
Korktuğum durum; bu suskunluğumun, O’nun deyimiyle bişey söylemesem bile gözlerimle anlatıyor olma durumumun yani, geçmeyecek olması..
Ya geçmezse yahu? Diye korkuyorum evet..
Ama geçmezse seni yine yeni ve yeniden olduğun gibi kabullenmek zorunda kalacağım reyhoş.. Her halini çektim evet, biraz da salak halini çekeyim.. Çekerim oğlüm üzülme.. Üzülme üzülme nan valla üzülme..
Yani ben çok acayip bir kafadayım..
Estetik? Sanat? Cart curt? Kısaca söyleyeyim gözümüze güzel gelen şeye bakarız dimi? Güzel estetik bir yargıdır, doğru ise ahlaki bir yargıdır bu da alakasızca aklıma geldi.. İşte ben bugün, gözüme güzel gelen şey biraz sonra sanki canımı alacakmış gibi bir kalp çarpıntısıyla bir de nazar değdireceğim korkusuyla bakamadım bakamadım..
Yine çok büyük yeminle söylüyorum hayatımda ilk kez ‘bakmaya kıyamamak’ deyimiyle ne denilmek istendiğini tam olarak anladım..
O anda da emin oldum zaten ‘kızım sen olmuşsun, senin kafa uçmuş valla’ dedim.. İnsan bu kadar mı heyecanlanır anlatamam, vallahi anlatamam yok, olamaz böyle birşey..
Bir de gelip bunu böyle anlatıyorum, anlatıyorum, anlatırım ne ki! (Yürü Reyhoş kendine gelmeye başladın!)
Bir de tam şöyle, zaftirikçe, mayışık, çok keyifli ve tembel bir mutluluğa sahibim..
..demişken, özledim ki ben bu adamı okumayı, çok özledim..
P.S.:özlersin tabi salak gibi salak gibi facebook açarsan öyle ancak özlersin işte..
Ni 30
Bunun Başlığı Konulamayacak Kadar Çok →
Ben şimdi bunun tamamını ‘yaptım oldu diyen reyhanın cesareti’yle bile yayınlayamıyorum ama;


